11 Ayın Sultanı ve Kentin Sultanı...
Geceleri uykusu gelmeyen, gelse de komşusunun, yani halkının aç olabileceğini düşündüğü için, uyuyamayan bir adam…
Bu adam sıradan bir adam değil.
Buna baba deyilim, sıktığında elimizi sıcak bir şefkat parıltısını hissettiğiniz bir avuç içi deyelim, ne dersek deyelim ama haksızlık etmeyelim.
Aylardan Ramazan…
11 Ayın Sultanı…
11Ayın Sultanında Kentin Sultanı yaşına, makamına, imkânına aldırış etmiyor.
O adam yollarda, gecenin en orta yerinde ve geceyle sözleşmiş halde yıldızların ışığıyla birlikte amiri olduğu şehirle aşk yaşıyor.
Sıcak yaz aylarında serin gecelerde bir bakmışsınız kapınız çalıyor. Kapıda beliren sivil kıyafetli bir adam bürokrasinin tüm engellerini geride bırakmış size selam veriyor.
Girebilmek için izin istiyor.
İçeri girdiğinde bu adam sizin fakirhanenizde sizinle hem hal oluyor.
Düşlesenize birçok bürokrat sadece iftar sofralarını şenlendirirken bu adam sahur sofralarını seçmiş.
Sofradaki sıradan yemekler, sahurluklar onu hiç gocundurmuyor.
Kendisindeki amirlik sıfatını bir kenara bırakmasını bilen bu adam yer sofrasında bile dizlerini kırarak oturuyor.
Gözlerde samimi bir ifade…
Sosyal adaleti sağlamaya çalışan çok titiz davranan adil bir yönetici.
Gündüz ben sizin yaşadığınız şehrin amiriyim başınız sıkıştığında her derdinizde yanınızdayım derken, gece ise ben sizin ağabeyiniz, amcanız, kardeşiniz, dayınız ve oğlunuzum diye seslenen kısık bir ses gece karanlıklara karışıyor.
Gece bitmek bilmeyen bereketini sunarken, karşınıza bir de amiriniz çıktığında bir o kadar daha bereketlendiğini hissediyorsunuz gecenin.
Daha gidecek çok yolu olduğunu bilen bu adam ayrılıyor güzel temennilerle mekânınızdan…
Sıra da başka bir sofra…
Başka bir yetim hane…
Başka bir kimsesiz hane…
Başka bir sofrasız hane…
Başka bir sofrası olsa da sofrasında yiyeceği olmayan, olamayan bir hane…
Bu adam İlinin sokaklarına dalmış geceyle birlikte…
Ilık rüzgârla şarkı söylüyor sanki…
Bu adamı merak ettiniz mi?
Bu adam Adana Valisi Sayın İlhan Atış…
Yazımın sonunda sizinle Hazreti Ömer adaletinden bir bölüm aktarmak isterim…
Hz. Ömer, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı.
Gece çalışmalarında iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı.
Bir gece Ömer’in yanına misafiri geldi ve oturup sohbet etmeye başladı. Hz. Ömer hemen ayağa kalktı, yanmakta olan mumu söndürüp başka bir mumu yaktı.
Misafiri şaşkın gözlerle Hz. Ömer'e bakıyordu. Hiçbir şey anlamamıştı, dayanamayıp sordu:
- O da mum, diğeri de mum. İkisi de aynı şekilde aydınlık veriyor. Niye birini söndürüp de ötekini yaktın?
Hz. Ömer’in cevabı şu oldu:
- Söndürdüğüm mum, milletin parasıyla alınmıştı. Özel islerimi yaparken, arkadaşlarımla sohbet ederken onu kullanmaya hakkım yok. Bunun için o mumu söndürdüm ve kendi paramla aldığım mumu yaktım.







Yorumu gönder