Yeniden kitap okumak ne güzel
“Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler, cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce bozkıra, sonra Çin içlerine ve sonra da sonu başı belli olmayan bir sel gibi garba doğru yayıldılar ...
Türkler adıyla tarihe geçen bu boylar, aileler ve kavimler bütünü batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi olsalar da Orta Asya’nın yüksek uygarlıklarından birini ve bazen küçük devletlerinin bazen de devasa imparatorluklarının sınırları dahilinde kültürler arası barışı ve huzuru tesis ettiler. Bazen memluk, bazen efendi ve bazen de birbirlerinin en amansız düşmanıydılar. O en baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi, ne kadar Budist ne kadar Hıristiyan ne kadar Yahudi ve ne kadar Müslüman oldular? Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları, tüm o savaşlar, yağmalar, fetihler, din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi? “
Yukarıda okuduğunuz “Türklerin Tarihi:Pasifikten Akdenize 2000 Yıl” isimli kitaptan alınan bu satırlar, tüm zamanların gelmiş geçmiş en ünlü ve en objektif oryantalistlerinden birine ait: Jean Paul Roux.
Geçtiğimiz yıl temmuz ayının ilk günü kaybettiğimiz bu ünlü Türkolog sayesinde, uzun zamandır kaybettiğim okuma yeteneğimi tekrar kazanmaya başladım dersem yalan olmaz. Müthiş akıcı dili, olaylara objektif yaklaşımı ve insanı sıkmayan üslubu ile tipik bir araştırma kitabından çok, hikayelerle dolu bir kitap okuduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Üstelik 2000 yıllık olduğu varsayılan Türk tarihini tek bir kitapta bulabilmek de işin cabası. Zaten kitabın satış rekorları kırması ve bu denli beğenilmesinin ana nedenlerinden biri de bu. Düşünsenize, 2000 yıllık bir tarih içinde bildiğinizi sandığınız ya da hiçbir fikriniz olmayan olaylara, insanlara ve inançlara tanıklık etmeye davet ediliyorsunuz.
Türk kelimesinin kökeni ve anlamının açıklanması ile başlayan kitap, Cumhuriyet dönemini kuruluşuna kadar sizi hiç sıkmadan ve her sayfasında hayretler içinde bırakarak devam ediyor.Tarih sahnesine ilk çıkan Türklerin fiziki özelliklerinden inandıkları dinlere, yapılan göçlere ve sofralarında yedikleri yemeklere kadar birçok bilinmeyeni okumak ve unutmamak adına ezberlemeye çalışmak inanın ilginç bir deneyim.
Bildiğiniz gibi kitap okuma işini çok da seven bir millet olduğumuz söylenemez. Bir konuya ait tüm bilgileri birarada bulmayı isteyecek kadar da keyfekeder bir yapıda olduğumuz için, Roux’nın çok hayırlı bir iş yaptığını söylemek doğru olacaktır. 2000 yıllık bir Türk tarihini öyle ya da böyle yaklaşık 600 sayfalık bir kitap bulmak, çölde susuz kalmış birinin onlarca şişe su bulması ile aynı manayı taşıdığını düşünüyorum.
Unutmadan eklemekte yarar var ki, birçok tarihçimizin özellikle de kendi tarihi ile ilgili elle tutulur bir eserinin olmadığı ülkemizde, deyim yerindeyse “Elin Oğlu” bir kitap yazıyor, üstelik neredeyse başından sonuna doğru yazıyor. -Neden mi doğru? Çünkü yazdıklarının yanlış olduğunu ispat edecek bilgi bizim tarihçilerimizde yok da ondan.- Kitap ülkemizde ve dünyada satış rekorları kırıyor. Onlarca dile çevriliyor. Bize de maalesef, kendi tarihçilerimizin eserlerini tanınıp okumanızı tavsiye etmek yerine, böylesine muhteşem eserleri anlatmak ve tanıtmak düşüyor.
HEP BELKİ DİYE BEKLEMEK
Beklemek hep belki diye…
Hiç haber vermeden, ansızın, sessiz bir gölge gibi açıvermeni beklemek anahtarınla demir kapıyı…
Gözlerinin içine düşerek, tepe takla yuvarlanarak uyumayı…
Aklım, beynim, ruhum ve bedenim sende takılı kalmışken beklemek seni…
Yangın yerine dönen kalbi, aşkınla söndürmeni…
Beklemek hep belki diye…
Omzuna yaslayıp başımı, azıcık soluklanmayı…
Gece mutluluğunu yalnızca dizlerinde bulmayı
Günlerdir kirpiklerimin ucunda biriktirip tuttuğum gözyaşlarımı sıcaklığında serbest bırakmayı…
Karanlığımın kapısı açıldığında içeriye dolan aydınlık yüzünü…
Ve sonra sen kokan bir geceye dalıp gitmeyi…
Beklemek hep belki diye…
Kalanların gidenleri beklediği yerde bir başıma senin gelmeni…
Açsam gözlerimi kayıp gidivereceksin desem de
Böylesi çılgınca özlemişken hiç olmazsa gözlerine bakıp ağlamayı…
Geceleri üşüdüğüm firari yalnızlıklarımda…
Beklemek hep belki diye…
Sen uyurken, başucunda seni seyredebilmeyi…
Dışarıda yağmur yağarken…
Nazlı bir gecenin koynuna girercesine…
Neye ve kime uyuduğunu bilircesine…
Her gece sana ve gözlerine uyumayı…
Ve gözlerine uyanmayı…
Beklemek hep belki diye…
Hasretle…
UMUTLA!...
HALA CEBİMDE, KALBİMİN TAM ÜZERİNDE SAKLADIĞIM KÜÇÜK UMUTLARIM VAR!
GÖZLERİNDE YEŞERECEK VE KOCAMAN OLACAK UMUTLAR!
BU YÜZDEN HEP YANINDA DURUYORUM!
BİR SÖZ VARDI…
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
Necip Fazıl KISAKÜREK
Güzelliklerden…
Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp: "Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendi yolumuzu bulabilirdik." Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan: "Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.







Yorumu gönder