Ana sayfa | İsmail Nerimanoğlu | Açılın, Açılım Geliyor! Ama Nasıl?

Açılın, Açılım Geliyor! Ama Nasıl?

Yazı boyutu: Decrease font Enlarge font


    Bin yıldır bu topraklarda yaşadığını iddia eden insanlar ve en az o insanlar kadar bu topraklarda kadim olan insanların tarihi, tarihin her ara sokağında ve her ana caddesinde kesişiyor. Buna karşılık bu sokak ve caddelerin kaldırımlarını paylaştıranlar gözden ırak ama bir o kadar içeride bulunuyorlar.

    Dünya tarihine yön vermiş kadim milletin kardeşi Kürtler ve o kadim millet Türkler Anadolu’da ve Ortadoğu’da kardeşçe yaşamıştır. “… yaşamıştır.” diyorum çünkü en az bin yıllık birlikteliğe son otuz yılda kan düştü. Türklerin tarihi Anadolu’da ya da Ortadoğu’da 1070 yılına dayanmaz. En az Memlûklulara kadar dayanır. Şimdi sadece Türklerin Malazgirt ile birlikte yazdıkları Anadolu tarihine bakacak olursak Türk ve Kürtlerin kaç yıllık kadim birliktelikleri var göreceksiniz. Peki, ne oldu da son otuz yılda bu birliktelik bu hale geldi? Orhun Âbidelerinde Türkler ile Kürtlerin kardeşliğine dair bulgular olduğu söylenir. Belgelenir de…

    Türk ve Kürt soy birliği neden ihmâl edilmiştir? Yer yer bazı yerlerde bu ve benzeri soy birliği bahsedilir ama sadece söz de kalmıştır. Türkler ile Kürtlerin kardeş millet olunduğu Orhun Âbidelerine dayandırılsa da güçlendirilmemiştir. Tarih kitaplarına baktığınız da Türk isminde direkt bir isim olmadığı gibi Adriyatik’ten Çin Seddi’ne bütün Türkleri Türk adı altında bulamazsınız. Ama Anadolu Türklerine direkt Türk denir.  Anadolu’da yaşayan Türklerin çoğunluğu da Oğuz boyudur. Neden Kürtler Türk tarihinde Kıpçaklar gibi Kırgızlar gibi Peçenekler gibi ya da Avarlar veya Bulgarlar Macarlar gibi yer almamıştır? Genel anlamda Türkler ve Kürtler kardeşleri de neden yazılmadı? Aynı milletten ise neden işlenmedi. Yaklaşık yüz yıllık Türkiye tarihinde okullarda bu müfredatlara neden konmadı? Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türkler ile Kürtlerin kardeşliği tarih kitaplarında yer almalıydı.

    Bugün Türkiye farkında olmadan tarihini yeniden yazıyor. Ama kendini ayrıştıran ötekileştirenler ile birlikte… Bugün Çanakkale’deki Kürtlerin sayısı tartışılıyor. En çok şehidin Kürtlerin olduğundan bahsediliyor. Ya da ‘Şu kadar da Kürt Çanakkale’de şehit olmuştur.’ deniliyor. Çanakkale sadece Türklerin değil bütün İslâm âleminin mes’elesiydi. Bana göre Çanakkale Zaferi İstanbul’un Fethi kadar önemlidir.

    Bugün dün devletine baş kaldıran isyan eden ve kendine göre sebepleri olanlar “Barış Grubu” olarak adlandırılıyor. Soruyorum şimdi bu durumda Mehmetçik “Savaş Grubu” mu oluyor? Bunu asla ve katta kabul edemem. Mehmetçiğin içinde Anadolu Türk’ü Kürt’ü, Arap’ı, Makedon’u Boşnak’ı, Arnavut’u… da var.

    DTP seçmenin ve PKK yandaşlarının terminolojisi bir iç savaş  ya da savaş havasında. Türkiye Cumhuriyetinin resmi ağzı  da ‘terör’ bazı vatandaşlar da ‘savaş’ diyor. Doğrusu ‘terör’dür. Ama dolaylı olarak bir iç savaşa dönüştürülmüştür. Bu da DTP’li milletvekillerinin, seçmenlerinin ve PKK yandaşlarının psikolojik mücadelede uyguladıkları taktikle olmuştur. Buradan da genel olarak şunu söyleyebilirim. Türkiye ana diline ve ana dilinin terminolojisine sahip çıkarak doğru kullanımını sağlamamaktadır. Basın bu noktada çok etkili olmaktadır. Türkçe noktasında kantarın topuzu kaçmıştır. Spora da sirayet eden ‘savaş’ terminolojisi Türkiye insanının neyi nasıl anladığını ve algıladığını varın siz düşünün…

    Bugün Türkiye insanı semantikten uzaktır, uzaklaştırılmıştır. Allame-i cihan sunucu ve spikerler bile bundan yoksun olarak program yapmaktadır. Anlıkta ona düşecek kavramı sorgulamadan ‘Barış Grubu’ diyebilirler…

    Sınırdan geçen teröristler kahraman gibi karşılanırken TSK bünyesinde Türkiye için şehit düşen Kürt ve Türk insanı ve ailesi nasıl karşılandı. Terörden dolayı gazi olanlar ne durumda? Devletine sorun olmayan halka ne mükâfat verilecek? Diyelim ki teröristlere kimlik verilecek… Devlet babalığını yapacak. Devlet akl-ı selim evladına ne düşünüyor. Yapanın yanına yaptığı kâr mı kalacak?

    Türkiye değişen dünya konjöktöründe geleceğini iyi okumalı. AB için değil kendi insanı için yaşanabilir bir Türkiye oluşturmalı. Zihinlerdeki haritaları yırtıp attırmalı. Sildirmeli. Yüreklerindeki bayrağı indirmeli…

    Türkiye son iki yüz yılın muhasebesini iyi yapmalı. Nerede hata/lar yaptığını tespit etmeli. AB’ne girmek için değil kendi milleti için kanunlarda değişikliğe gitmelidir. Şu an iktidar parti AK PARTİ’ye sorumlulukların düştüğü kadar mecliste olan ve olmayan bütün partilere de ciddi görevler düşmektedir.

    Bazı  iktidarı yaşamış muhalefet partilerinin sorumsuzca beyanatlarını  duymak okumak içimi yaralıyor. Bu noktada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir dönem Abdullah Öcalan’ı yakalamaktan ve asmaktan bahsederek rey talep etti. Takdir-i İlâhi MHP’nin de iktidara ortak olduğu dönemde Abdullah Öcalan paketlenerek Türkiye’ye getirildi. MHP’li bir yetkiliden ve de Genel Başkanlarından şunu duymadık. Biz halkımıza söz verdik. Bu adam asılacak diyemediler. Sözlerini unutup koalisyona devem ettiler. Abdullah Öcalan’ın asılmasını talep edip gerçekleşmese hükümetten çekilmelerini beklerdim. Hatta dönemin MHP milletvekillerinden toplu olarak milletvekilliğinden istifa etmelerini beklerdim. Ama olmadı. Bugün MHP Genel Başkanı Bahçeli adına ne denirse densin ‘….. açılım’ ile alâkalı demeçleri samimi gelmiyor. Abdullah Öcalan’ı İmralı’ya sevk edilirken MHP iktidara ortaktı.

    Deniz Baykal’a bir şey demiyorum. CHP Türkiye’nin ilk partisi olduğu için Türkiye’nin akl-ı selim seçmeni ile DTP seçmeni CHP’yi daha iyi yorumlar. Bana göre Kürt mes’elesinin sorumluluğu CHP’nin omuzlarındadır. Çünkü Türkiye’nin ilk partisidir, TBMM’nde tekdir. Bunun içinde şu anki Genel Başkan Deniz Baykal olayları daha iyi yorumlaması gerekmektedir. Burada bir siyasi partinin ya da partili bir ikinin menfaatleri değil Türkiye’nin âli menfaatleri söz konusudur.

    Türkiye dağdaki insanına kucak açarken onunla mücadele eden gazi olan ve şehit düşenlere ve yakınlarını da incitmeden bu iç  mes’eleyi hal etmesi gerekmektedir.

    Ne İngiltere’nin IRA sorununu çözmüş olması ya da İspanya’nın ETA örgütü ile sorununu çözmesi temel alınmamalı. Müslümanların çözümü tekdir… Bunun için de kapı kapı germeye gerek yoktur. Türkiye’nin yapısı dünyadaki hiçbir millete ve millet topluluklarına benzemez. Bugün Türkiye ile aynı devlet olmayı isteyen birçok millet ve topluluk vardır.

    Türkiye ancak Çanakkale’deki maya ile bir arada durabilir. Türkiye Çanakkale’yi iyi yorumlamalı… Ne diyor Mehmet Âkif Ersoy “ Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.” Mes’ele bitmiştir.

    Dün sosyalizmin kardeşliğinden bahsederek dünya milletlerini emperyalist mantıkla sömürüyorlardı. Bugün de değişen bir şey olmadı. Yönetimlerin ya da siyasî anlayışın adı ne olursa olsun Türkiye bunların hepsine kapalı bir yapıya sahip. Bunun için de Türkiye’de uygulanmak istenen yönetim anlayışları Türkiye’ye ters olabilir. Kadim bir millet olan Türkler kendi sorunlarını kendi içinde çözebilecek bilgi ve birikime sahiptir.

    Türkiye’nin âli menfaatleri için dirliğe ve birliğe ihtiyacımız var. Bunun için de teröristlerin kahraman algılanmasını ya da algılanıyor olmasını da iyi analiz edip ona göre siyasî yaklaşımlar sergilemek lazım gelir.

    Aydınlık Türkiye’nin geleceği için el ele verip daha yaşanabilir Türkiye için el ele çalışmamız lazım.

Bu Haber 411 kez okundu. Facebook'ta Paylas

Yorum akışlarına abone olun Yorumlar (0 gönderen):

Yorumu gönder comment

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazdır
Rate this article
5.00