Ana sayfa | Yusuf Koçak | Sivil Toplum Kuruluşları

Sivil Toplum Kuruluşları

Yazı boyutu: Decrease font Enlarge font

Tüzüklerinde yazan amaçlar için çalışan kaç sivil toplum kuruluşu var sizce? Bence çok az. Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarında yer almayan kaç  kişi var ? Çok fazla... Bunun neden böyle olduğu  üzerinde biraz sesli düşünelim. Türkiye'de sivil toplum kuruluşları ile toplum arasında bir kopukluk var. Neden? Toplumun, kendini doğuştan "asker" olarak görmesinin de katkısı olabilir.

Bu işin şakası...Gerçek ne peki? Neden sivil toplum kuruluşları kağıt üzerinde çalışıyor görünüyor da, gerçekten çalışmıyor? Tek bir cevapla yetinmek mümkün değilse de, bir kaç ana neden üzerinde durabiliriz. Sivil toplum kuruluşlarının tüzüklerinin kopyala-yapıştır mantığıyla hazırlandığı görüyoruz. İnternette bir arama yaparak, kurulmuş derneklerin tüzükleri kopyalanarak dernekler kuruluyor. Tüzük işin başında değil, sonradan oluşturuluyor yani. Halbuki bir dernek için çıkış noktası, başlangıç çizgisi burasıdır.

Amaçlarınızı ve bu amaçlara ulaşma yöntemlerinizi yazdığınız "tüzük" bir yerlerden alıntılanmışsa-ki öyle-sorun var demektir. Sorun şu, önce bir dernek kurup, sonra bir şeyler yapmak isteniyor. Halbuki, önce bir şeyler yapmak isteyip, sonra bir dernek kurulması gerekiyor. Bizde bu böyle yapılmıyor. Doğal olarak, bu tür sivil toplum kuruluşlarına çalışmalara katılmak için gelenler, tüzüğün "kopyala-yapıştır" bir tüzük olduğunu anlıyor. Bu da, elbette insanların bu tür kuruluşlardan uzaklaşmasına neden oluyor. Başka bir açıdan bakıldığında, buraya kadarki kısımlar, olması gerektiği gibi gerçekleşmiş bile olsa, uygulamada yaşanan tuhaflıklar da insanların uzaklaşmasına neden olan sebeplerden sayılabilir. Örneğin, derneklerin tüzüklerinde yer almayan "amaç" ve "fonksiyonlar"ı taşıyor olmaları... İnsanlar, çalışacakları derneğin tüzüğü ile gerçek uygulamaları terazinin kefelerine koyup tarttıklarında, bir dengesizlik olduğunu görüyor. Bu da doğal olarak, donanımlı olan, aklı başında insanları bu tür yapılanmalardan uzaklaştırıyor.

Bir de, "finansal" sorunlar var. Dernekler, dilenci gibi "bağış", "sponsorluk" peşinde koşuyorlar. İnsanlar, dernekleri "dilenci" olarak görüyor. Bu da "sivil toplum" olmaktan toplumu alıkoyuyor. Dernekler, ya kurucularının "imkan"larıyla yada "tanıdık"ların gönülsüzcede olsa "sponsor" yapılmasıyla ayakta kalıyorlar. Tabii ki bunu tüm dernekler böyledir diyerek genellemek doğru değil. Ama bu açılardan bakılması gerektiğini söylemek isterim. Sponsorlar başlangıçta dernekleri gönülden destekliyor. Zamanla, dernek ile ilişkileri laçkalaşıyor: Bu feci durum sponsorların gözünde, " Yakayı nasıl kurtarırım" a dönüşüyor. Çünkü dernekler, zamanla sponsorlarını "sponsor" olarak değil, "haraç  vermesi gereken" kişi-kurumlar olarak görmeye başlıyor.

Bu da "sponsor"ların gözünden kaçmıyor. Hayır mı yapılıyor, kaz mı yolunuyor belli değil ? Hiç kimsenin, kendisine gönlünden bir el uzatan bir kişinin zamanını -yada neyini feda etmişse onu-boşa harcama hakkı yok. Ayrıca, daha fazlasını kendi rıza göstermedikçe talep etme hakkı da yok. Sponsorların, basiretli olmalarını ve duygusal davranmamalarını tavsiye ediyorum. Dernek yöneticilerinin ise, kendilerini "derhal" bu zihniyetten kurtarmalarını... Sivil toplum olmamız için, özetlersek 1. Önce tüzüğümüzü yazacağız, sonra dernek açacağız. 2. Tüzüğümüze aykırı davranmayacağız. 3. Dilenci vb. olmayacağız.

Bu Haber 551 kez okundu. Facebook'ta Paylas

Yorum akışlarına abone olun Yorumlar (0 gönderen):

Yorumu gönder comment

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazdır
Rate this article
0