Ana sayfa | Yusuf Koçak | Mahkemelik Değiliz...

Mahkemelik Değiliz...

Yazı boyutu: Decrease font Enlarge font


Adliyenin kapısından içeri hiç girdiniz mi? Çoğumuzun cevabı," hayır" olacaktır bunu iyi biliyorum. Sabıka kaydı almanın dışında adliyede işimiz olmaz. TV'de izlediğimiz adliye kavgaları,filmlerdeki mahkeme sahneleri dışında, adliye ile ilgili pek bir bilgimiz yoktur. Bir de adres tarif ederken kullanırız adliyeyi: Adliyeden geçiyor mu? Seni, adliyenin önünde bekleyeceğim...

Adliye binasının etrafında her zaman düşünceli insanlar görürsünüz. Tedirgin,huzursuz insanlar...Her adliye binasının etrafında hastane bahçelerini andıran yerler vardır.Parklar,yeşillikler,ağaçlar...Bir çok çalışan vardır o binalarda. Çay servisi yapan iyi hal üzre mahkumlar,kpss'den yüksek puanlar almış on parmak zabıt katipleri,üniversite mezunu avukatlar,hakimler, savcılar...Mahkeme duvarı gibi deriz ya beğenmediğimiz yüz ifadeleri için...Somurtkan ve katı insanlar için mahkeme duvarı gibi suratı var deriz ya hani.İşte o adliyelerin o mahkemelerinde neler olup bittiğini,işlerin nasıl aktığını,insanlara nasıl adalet dağıtıldığını bilmeyiz. Bu bilgisizliğimizin ve birazda filmlerin etkisiyle adliye binaları bize hep soğuk gelmiştir. Kötü insanların olduğu yerlerdir oralar. Cinayet işleyen,hırsızlık yapan,suç işleyen...Adliyede işi olanları uzaylı gibi görür, dışlayıveririz. Adliyede işi olan adam kötü adamdır deyiveririz içimizden. Her zamanki gibi üzerinde hiç düşünmeden...

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz çünkü.

Oysa mahkemelerde yargılananlar,komşumuz Ahmet abiden,halamızın kızı Ayşe'den,iş arkadaşımız Mehmet'den başkası değildir.Adliye de çalışanlar da öyle. Uzaylı olmadıkları kesin. Peki, neden onları uzaylı gibi görüyoruz? Neden adliye binalarına "düşmek" istemiyoruz? Neden adaleti anlamaktan,sorgulamaktan,öğrenmekten kaçıyoruz?
Halbuki,adliye koridorlarında namuslu insanlar da var. Gerek adliye saraylarında çalışan gerekse de oralara işi düşen...Bu tuhaf önyargımız nedeniyle daha ne yanlışlar yapıyoruz. Yanlış yapıyoruz çünkü yanlış düşünüyoruz. İnsanlar düşünceleri ve tutumları doğrultusunda davranışlar ortaya koymuyor mu? Herkes öyle ya da böyle seçimlerinin bir ürünüdür. Seçimlerimizi düşüncelerimiz belirliyor. O halde düşünme biçimimizi sorgulamadan,davranışlarımızı sorgulamak eksik oluyor. Adliye saraylarına ve orada gördüğümüz insanlara karşı düşüncelerimiz yeniden gözden geçirilmeli. Daha da geriye gidelim, olaylar-durumlar karşısında düşünme biçimimizi yeniden gözden geçirelim. Adli meseleler hakkında doğru düşünce şudur: İnsanlar aralarında çıkan anlaşmazlıkları adliyelerde çözerler. İnsanlardan insanlara gelen tüm zararlar buralarda masaya yatırılır. Herkes toplum içinde yaşamanın kurallarına uymak zorundadır ve bu kuralların çiğnenmesi sırasında,öncesinde,sonrasında hak dağıtımı kurumsal olarak yapılabilmelidir.Adliyeler böyle işlerin takibinin yapıldığı yerlerdir.

Adli meseleler ve binalar hakkındaki yanlış düşünce ise malum olduğu üzere: katiller,suçlular üçkağıtçılar ve onlarla ilgili olan yerlerdir şeklindedir.

Bu iki düşüncenin dönüşümü ancak düşünme biçiminin dönüşümüyle mümkündür. İnsanlar pijamalarıyla terliklerini giyerek izledikleri filmlerden edindikleri intibaya dayanarak adli meseleleri küçük gördüler.Kirli buldular. Filmlerdeki mahkemelerde-özellikle Türk filmlerinde- bazen masumların da mahkemelerde cezalandırıldıklarını görseler de bunu film icabı diyerek ciddiye almadılar. Ama yabancı filmlerdeki mahkemeleri ciddiye aldılar ve tüm mahkemelerin seri katiller ve  ona benzer adamların yargılandığı bir yer olarak biliçaltlarına girmesine izin verdiler. Yabancı filmlerden etkilenerek gerçek hayatla ilgili düşüncelere ulaşmak işte bu yönüyle tehlikeliydi. Yabancı filmler bu ve buna benzer pek çok konuda insanların düşüncelerinden çok,düşünme biçimlerini değiştirdi.İzleyerek öğrenme alışkanlığımız nedeniyle düşünce biçimimizi sorgulama fırsatı bulamadık. Gerçek hayatta avukatlarla karşılaşmak istemedik. Avukatımız olmadı. Hakkımız bile yense,hakkımızı aramadık. Bir avukata danışmadık.Kendi yöntemlerimizle halletmenin yoluna baktık. İşte tam da bu noktada,düşünme biçimimizin kurbanı olarak kendi yöntemlerimizi adliye koridorlarına tercih ettiğimizin farkına bile varmadık. Kendi yöntemlerimizin neler olduğunu birazdan açacağım.Ama burada biraz duralım.

Dikkat edin, adliye koridorlarına olan soğukluğumuzun bize neler yaptırdığına dikkat edin. Düşünme biçimimizin yanlışlığının neleri getirdiğine dikkat edin.Adliye koridorları,avukatlar filan bunlarla kim uğraşacaktı.Hakkımız yenmişti ve bu sorunu kendi yöntemlerimizle çözecektik.Çünkü aceleciydik.Çünkü sabırsızdık.Çünkü cahildik.Haklarımızın koruyucusu olan kurumdan haberimiz vardı ama biz o kurumu filmlerde bırakmıştık. Gerçek hayatta mahkemeyle işimiz olmazdı.Gerçek hayatta mahkemeyle işi olanlardan olmak istemedik. Hakkımızın yenmesine göz yumabilirdik ama mahkemelik olmuş denmesine göz yumamazdık. Sanki mahkemelik olmak seri cinayet işlemiş olmak gibi bir şeydi çünkü. Hak arayacak taraf da olsak bu böyleydi.

Mahkemelik olmamalıydık... Kendi yöntemlerimize başvurduk. Çocuklarımızı döven çocukların babalarını dövdük. Dükkanımıza giren hırsızı,yakaladıktan sonra linç ettik.Öldü. Kendi yöntemlerimiz işe yarıyordu(!) Bazen küfürleştik,bazen bıçaklandık,bazen bıçakladık.Bazen vurulduk.Bazen vurduk.Kendi yöntemlerimizle hak aradık,hakkından geldik. Bu yöntemlere olan inancımız dünya görüşümüzün bile üzerindeydi. Mesela, müslümandık ama kan davası güttük. Kanlımızı bulduk,kendi ellerimizle vurduk. Namus dedik, zina eden kızlarımızı yaşatmadık.Daha neler neler...Hep kendi yöntemlerimizi yücelttik. Tüm bunlar adliye koridorlarında işimiz olmasın diyeydi. Aslanlar gibi(!) yatıp çıktık. Bu yatıp çıkanlar biraz değiştiler. Düşünceleri değişti.Ama tuhaftır, düşünme biçimleri değişmedi. Sadece mahkemelik olmanın korktukları kadar büyük bir şey olmadığını gördükleri için bir kaç düşünceleri değişti. Ama değiştiremedikleri düşünme biçimleri nedeniyle kendilerini "kader mahkumu" olarak ilan etmeyi tercih ettiler.

Düşünme biçimleri bir türlü değişmiyordu. Kendilerini o hapishaneye götüren şeyin kaderleri olduğuna inanıyorlardı hala. Yoksa ne işleri vardı mahkemelerde filan. Başlarına işler gelmiş, onlar da çaresizlikten kaderin cilvelerine boyun eğmişlerdi. Keşke, kadere olan inançlarını daha önce hatırlasalardı. Kan davası gütmeden,kanlılarını bulup vurmadan,kızlarını kesmeden önce... Keşke,müslüman olduklarını hatırlasalardı da bir baksalardı zinanın İslam Hukukundaki cezasına...Keşke, adaleti akıllarına getirselerdi, toplum olmanın kurallarını... Keşke, mahkemelerden bu kadar korkmasalardı. Kendi yöntemlerine başvurmasalardı da insanlığın kaderini iyi anlasalardı. Bir insanın özgürlüğünün elinden alınması az bir şey değildir. Bu,adamın aklını başına getirir. Zor ve yıpratıcıdır. Kendilerini kendi elleriyle bu duruma düşürdüklerini anlayacak bir sürü vakitleri olmasına rağmen hapishane günleri boşa geçti. Düşünme biçimlerini değiştiremediler,değiştiremediler. Ben anlıyorum ki mahkemeler hakkındaki yanlış düşüncelerimiz ve düşünme biçimimiz nedeniyle mahkemelere düştük. Sonra da sıradakiler,sıraları gelmeden mahkemelerden hep korkmaya devam ettiler,devam edecekler.


 

Bu Haber 520 kez okundu. Facebook'ta Paylas

Yorum akışlarına abone olun Yorumlar (0 gönderen):

Yorumu gönder comment

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazdır
Rate this article
0